| 05 Kasım 2009

Demokrasi birkaç temel ilke üzerinde yükselen bir yönetim şeklidir. Bu temel ilkelerden biri de “Sosyal Devlet” ilkesidir.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde devlet; yurttaşlarının temel yaşamsal ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılamak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyeti de demokrasi ile yönetilen bir ülke olduğu için devlet; yurttaşlarının söz konusu yaşamsal ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılama zorunluluğunu anayasasında “Sosyal Devlet” ilkesi başlığı ile güvence altına almıştır.
“Sosyal Devlet” ilkesi sol görüşlü yönetimlerce hayata geçirilen ve yurttaşların yaşam, eğitim ve sağlık başta olmak üzere bir takım ihtiyaçlarını karşılamayı ilke edinen ülkeler tarafından geliştirilmiştir.
Sosyal devlet ilkesi sol görüşün hâkim olduğu ülkelerde günlük hayata yansıtıldığından mıdır bilinmez; çok partili hayata geçtiğimizden beri kapitalizme köle olmuş sağ görüşün hâkim olduğu ülkemizde ne yazık ki yazılı olduğu anayasa maddesinden çıkıp, halka ulaşamamıştır.
Diyeceksiniz ki; pek çok Avrupa ülkesi sağ görüşlü iktidarlarca yönetildiği halde; sosyal devlet ilkesi tıkır tıkır işlemektedir. Evet, haklısınız ancak söz konusu ülkelerde emekçi kesime verilen haklar bu kesimin; sosyal hakları söz konusu olduğunda siyasi görüşleri ne olursa olsun asgari düzeyde birleşebileceklerini kapitalizm ile iç içe olan iktidarlara gösterebildikleri için hâlâ uygulanmaktadır.
Bizde ise sağ iktidarlar; sosyal devlet anlayışını lafta bırakmış, emekçilerin sağ-sol diye ikiye ayrışmasını körükleyerek, asgari konularda birlikte hareket etmelerinin önünü kesmiştir. Özellikle 12 Eylül Amerikan darbesi ile birlikte emekçi kesimin sendikalaşması engellenerek, tamamen kapitalist düzenin sermayedar kesimi tarafından, emek sömürüsünün kemikleşmesi sağlanmıştır. Bu durum sadece özel sektörde değil; aynı zamanda devlet sektöründe çalışan emekçiler için de geçerlidir. Bakınız memur maaş zam görüşmelerinde iktidar yörüngeli sendikalar, temsil ettikleri emekçinin hakkından ziyade iktidarı koruyan bir şekilde tavır almakta; kendilerinden daha fazla emekçi kesimin hakkını korumaya çalışan sendikaları yarı yolda bırakmaktan çekinmemektedir.
“Sosyal Devlet” ilkesi ne yazık ki ülkemizde gittikçe artan bir şekilde yanlış algılanmaktadır. Bu yanlış anlamanın mimarı da iktidarlardır. Örneğin AKP iktidarı; özellikle de seçim dönemlerinde dağıttığı erzak, kömür ve beyaz eşya yardımlarını “Sosyal Devlet” ilkesinin bir gereği gibi göstermekte ve hatta bununla övünmektedir. Oysa “Sosyal Devlet” düzeninin doğru bir şekilde işletildiği ülkelerde iktidarlar; yurttaşlarına kömür ve erzak yardımı yapmaz. Hele bununla övünmeyi, “Şu ilimize şu kadar yardımda bulunduk, şu kadar kişiye erzak yardımı yaptık” demeyi ayıp sayar. Çünkü sosyal devlet ilkesinin doğru bir şekilde, yurttaş lehine işletildiği ülkelerde insanlar; zaten erzak ve kömür yardımına ihtiyaç duymaz. Bu da insanların oylarını mecbur bırakıldıkları, yemin ettirilerek yardım aldıkları için değil; istedikleri için herhangi bir partiye özgür iradeleriyle vermelerini sağlar.
Demokrasi ile yönetilen “Sosyal Devlet” ilkesini anayasada yazılı şekliyle bırakmayıp, hayata geçiren ülkelerde iktidarlar; yurttaşlarını “Oy deposu” gibi görüp bunu istismar etmez. Doğalgazla ısınan evlere(!) kömür yardımı yapmaz. Özellikle de bu yardımları sanki kendi ceplerinden yapıyorlarmış gibi, adeta lütufta bulunurcasına, faziletli ve erdemli bir davranışmış gibi ekranlara çıkıp anlatmaz.
Ne yazık ki AKP iktidarının “Açılım Paketi” nedeniyle sıkça bahsettiği “Demokratik Yönetim”in temellerinden birini oluşturan “Sosyal Devlet” ilkesine işlerlik kazandırmak, çalışanların ve krizden dolayı işinden olanların asgari geçimini sağlamak ve dolayısı ile “Muhtaç Olma” kavramını ortadan kaldırmak gibi bir girişimi söz konusu değildir.
İktidarın “Sosyal Devlet” ilkesi gereğince yerine getirmesi gereken “Asgari Yaşam Standardı” hayata geçirilemediğinden; insanlar yaşamak ve hayata yeni bir yaşam getirmek için farklı yöntemler uygulamak zorunda kalmaktadır.
Bakınız; Sakarya’nın Karasu İlçesinde, eşinden ayrı yaşayan ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan Saynur Kandemir isimli bayan; 400 liralık doğum masrafını karşılayamayacağı için kız kardeşinin sağlık karnesi ile doğum yapmak zorunda kalınca hakkında; Sosyal Sigortalar Kurumu'nu yaklaşık 400 lira zarara uğratarak dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla Sakarya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Açılan davada mahkeme emsal teşkil edecek, ibretlik bir karar aldı:
“Yapılan incelemeler neticesinde sanığın içinde bulunduğu olumsuz koşullar tespit edilmiş; Saynur Kandemir’in gerek kendi sağlığı, gerekse doğacak çocuğunun sağlığı ve yaşama hakkını düşünerek ve içinde bulunduğu çaresizlik içerisinde ablasının sağlık karnesini kullandığı görülmüştür. Tüm bu durumlar karşısında sanık Saynur Kandemir, Sosyal bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisine asgari yaşama şartlarını sağlayacak bir gelir temin edememesi ve en azından yaşama hakkını koruyacak kadar sağlık güvencesi sağlamaması karşısında zorunlu olarak söz konusu suçu işlemiştir. Devletin anayasa ile üzerine yüklenen görevleri yerine getirmemesi ve sanığın da suçu bu nedenle işlemek zorunda kalması karşısında, sanığın işlediği eylemin haksızlık içeriğinin azlığı dikkate alınarak sanığa ceza verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmektedir.”
On binlerce canı şehit etmiş, kundaktaki bebekleri kurşunlamaktan çekinmemiş, ilkokul çocuklarının servisini bombalamış, Türkiye Cumhuriyetini milyarlarca dolar zarara uğratmış terör örgütü PKK’nın; her gün tansiyonu ölçülen, en iyi doktorlarca kontrolden geçirilen, eli kanlı lideri Öcalan’ın; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını tek başına çekmemesi için birkaç PKK’lının daha İmralı’ya gönderileceğini AKP’li Adalet Bakanının ağzından öğrendiğimiz şu günlerde mahkemenin; Saynur Hanımı devletin “Sosyal Devlet” ilkesini yerine getirmediği için cezalandırmaması; AKP iktidarı tarafından ders olarak algılanmalıdır.
Umarım Cumhuriyet Savcısının mahkemenin verdiği karara Yargıtay nezdinde yaptığı itiraz geçersiz sayılır da mahkemenin aldığı ve iktidara görevini hatırlattığı bu karar; komşusunun malını çalmayı bırak yan gözle bile bakmayı günah sayan, insan canını değil küçük bir sokak kedisinin canını dahi önemseyip kapısının önüne süt koyan, trafik cezası dahi olmayan, yasalara saygılı yurttaşının; asgari yaşam standardını, en az eli kanlı katiller, teröristler, hırsızlar, dolandırıcılar kadar önemseyip “Lütuf” olarak değil; “Görev” gereği yerine getirmesini sağlar.
ŞEBNEM ÖZBEK
www.sebnemozbek.net









